ORTA DOĞU’DA SÜRDÜRÜLEBİLİR KALKINMA İÇİN BÖLGESEL İŞBİRLİĞİNİN ÖNEMİ

Haberi Paylaş

ORTA DOĞU’DA SÜRDÜRÜLEBİLİR KALKINMA İÇİN BÖLGESEL İŞBİRLİĞİNİN ÖNEMİ

 

Sürekli bir değişim döngüsü içinde olan küresel faktörlerin Irak-Suriye-İran bölgesel işbirliğini elzem hale getirdiği günümüzde, tarihi paradigmaların ve karşılıklı tükenmişliklerin rasyonaliteden uzak yaklaşımları kaldırması artık mümkün bir seçenek değildir.

 

9-yılına girmek üzere olan ve etkilerinin halen Ortadoğu’da hissedilebilir şekilde sürdüğü Arap Baharı’nın başlangıcından itibaren kendi halkının toplumsal çağrılarından kendilerini muaf gören idari ve ekonomik eksenler aynı yönetimsel demokrasi ve insan hakları taleplerinin kendi bölgelerine sirayet etmesiyle anlık tükenmişlik sendromu yaşamış ve aynı hızla çare üretmekten geri kalmışlardır.Ekonomik anlamda üç sınırdaş ülke arasındaki ekonomik ve ticari ilişkiler de aynı dönem içerisinde nasibini almış olup,ana ticari kalemler arasında milyar dolar boyutunda gerilemeler hasıl olmuştur. Bütün bu olayların ışığında kültürlerarası diyalog ve siyaset üstü uzlaşı yeniden merkezi öneme sahip duruma gelmiştir.

 

Son yüzyıldır yaşanan ihtilaflı bölgesel sürecin bir neticesi olarak, bilhassa Irak, İran ve Suriye arasındaki mezhepsel yaklaşımlar ile paylaşılabilecek kültürel değerlerin ne kadar yoğun ve zengin olduğu henüz tam manasıyla keşfolunmamıştır. Bu noktadan yola çıkmak suretiyle,geçtiğimiz Ağustos ayında İran’ın doğusundaki Razavi Horasan Eyaleti’nin Meşhed kentinde gerçekleştirilen, Suriye, İran ve Irak arasındaki Gıda ve Tarım Bilimleri – Bilimsel ve Bölgesel İşbirliği Teşkilatının İlk Uluslararası Konferansı’nın yapılmış olması kültürel ve ilmi işbirliği uğruna atılan yakın zamandaki en birleştirici adımdır. Gelecekte  kapsamı genişletilerek yapılabilecek bu ve benzeri işbirliğine dayalı etkinliklerin sayısının artmasıyla bölgesel nüfuz mücadelesi içerisinde olan baş aktörlerin kendi etki alanlarını tahkim etme güdüsüyle yeni stratejiler üretmelerine karşın bu girişimlerinin ülkelerarası kültürel boşlukların dolmasıyla nafile olduğu apaçık görülecektir.

 

Mevcut konjonktürde, bu gelişmeye tevafuk edenstatüko’yu değiştirmeye yönelikyapıcı ve kalıtsal adımlardan bir tanesi de Atatürk, Kültür Dil ve Tarih Yüksek Kurumu Başkanı Prof. Dr. Derya Örs’ün İran’dan gelen agremanı müteakiben Büyükelçi Sn. Rıza Hakan Tekin’in yerine atanacak olmasıdır. Bu noktada dikkat çeken bir husus ise Prof. Örs’ün Fars edebiyatı ve bilinen her ilim ve branşta Farsça’ya hakim olmasıdır. Herhangi bir kordiplomatik geçmişi olmamasına rağmen, Suriye-İdlib’de garantör ülke olan Türkiye’den Sn. Örs gibi müstesna ve muhtelif evsafa malik son derece önemli bir tayinin yapılmış olması bölgesel işbirliğini güçlendirmeye yönelik kararlılık arz etmektedir.

 

Yakın zamanda yaşanmış girişimlerin; gerek 2017’deki Astana ve Soçi süreçleri,gerekse IKBY’nin tam bağımsızlık amacıyla yaptığı referendum, gerekse Yüksek Düzeyli işbirliği toplantıları,ilişkiler bağlamında her ne kadar bir mihen taşı olarak kabul edilse de, bugün gelinen noktada olarak açıkça kültürel ve organik bağların zafiyeti anlaşılmış vebu minvaldeuluslararası platformdaki mutabakatın, bölgesel sorunların çözümünde istenilen oranda tesir edemediğini göstermiştir.

 

Kırılgan denklemlerin Ortadoğusunda, sürdürülebilir ulus-devlet istikrarına hakim olmanın ve mezhepsel kalkınmanın bölgesel işbirliğine inkar edilemez derecede bağlı olduğunu net bir şekilde gören taraflar, kendi ulusal menfaatlerinde de ortak payda da buluşabilmenin mümkün olduğuna şahit olacaklardır.

Selçuk İnan’ın katkılarıyla…

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Translate »